HAYATIN MERKEZİNDE
Bu çağın sorunu sadece engeller değil; engellerin arkasına saklanan konforlu vicdanlardır. Asıl mesele rampasız binalar, bozuk asansörler ya da eksik yasalar değildir. Asıl mesele, farklı olana uzaktan bakıp “idare etsin” diyen zihniyettir. Günümüz şartlarında en büyük eşitsizlik, insanı hayatın dışına iten sessiz kabulleniştir.
Engelli bireyler hâlâ ya “acınacak” ya da “mucize” olmak zorunda bırakılıyor. Oysa biz ne alkış bağımlısıyız ne de merhamet dilencisi. Biz sadece hakkımız olanı istiyoruz: eşitliği, erişilebilirliği ve saygıyı. Toplumun bize biçtiği dar kalıplara sığmak için değil, o kalıpları kırmak için yürüyoruz.
Bana sık sık “Zor olmuyor mu?” diye soruyorlar. Zor olan engelim değil; engelimi bahane ederek önüme çekilen görünmez duvarlar. Zor olan, üretirken sürekli kendini ispatlamak zorunda bırakılmak. Zor olan, yeteneğin değil bedenin konuşulması. Ama şunu öğrendim: İnsan duruşunu kaybetmediği sürece hiçbir duvar sonsuza kadar ayakta kalamaz.
Ben hayata kenardan bakmayı reddettim. Okudum, yazdım, yüzdüm, anlattım, öğrettim. Bağımsız yaşamın bir lüks değil, bir hak olduğunu savundum. Çünkü engelli bireyin güçlenmesi, sadece kendisi için değil; bu ülkenin vicdanı için de bir kazanımdır. Bir kişi ayağa kalktığında, aslında bir toplum doğrulmaya başlar.
Bu yüzden sesim bazen sert gelir, cümlelerim sivri bulunur. Ama bilinsin ki niyetim kalp kırmak değil; uyuşmuş vicdanlara dokunmaktır. Susarak düzelmeyen hiçbir şey, nezaket perdesinin arkasında hiç düzelmez. Hak, netlik ister. Duruş, cesaret ister.
Ben bu yolun kolay olduğunu hiç söylemedim. Ama bu yolun onurlu olduğunu her zaman söyledim. Hayatın dışında değilim; tam ortasındayım. Ve kim ne derse desin, orada kalmaya kararlıyım.
Yorumlar
Kalan Karakter: