MADURO BAHANE PETROL ŞAHANE
Prof. Dr. Cevdet Bozkuş
Maduro keşke halkının lideri olabilseydi. Olamadı Ama mesele Maduro değil. Mesele onu bahane ederek, ülkenin kaynaklarına çökmek isteyen ABD emperyalizmi.
Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervine sahip.
Petrolü ABD şirketleri işletiyordu.
Chavez 1998 de Başkan olunca petrolü devletleştirdi ve ABD şirketleri yurt dışı etti. Artık ABD için Venezuela düşman bir ülke olmuştu. Chavezi indirmek için çok uğraştılar hatta darbeler planladılar ama başaramadılar.
Chavez’in ölümü ve 2013 Maduro başkan oldu.
Onu hiçbir zaman meşru başkan olarak görmediler. Çünkü onlar meşruiyet vermemişlerdi.
Maduro ABD emperyalizminin hem siyasi hem de ekonomik ablukası altında ülkeyi yönetmeye çalıştı. İşi oldukça zordu. Hatalar yapmaya başladı. Halkdan ve demokrasiden koptu. Halk fakirleşti. Ülke zor koşullara sürüklendi. Başarılı olamadı. Artık bir diktatör olmuştu. Bu ABD nin işini kolaylaştırdı. Artık zamanı gelmişti. CIA devreye girdi ve üst kademe devlet kademesindeki işbirlikçiler ayarlandı ve bir gece vakti evi basılarak kaçırdılar.
Üstelik utanmadan ve sıkılmadan adamı narko terör örgütü lideri ilan ettiler. Yaptığı hukuksuz işe bir kılıf böylece bulmuş oldular. Bir ülke ya da lideri başka bir ülkeye zarar verirse uluslararası hukuk mahkemesine gidersin. Ama eşkıya Trump dağ kanunları uygulayarak evini bastı ve kaçırdı.
Aslında Trump suç işlemiştir. Yargılanmalıdır. Çünkü Uluslararası hukuk çiğnenendi. Diktatörde olsa bir devlet başkanı ülkesinden ve evinden kaçırılmıştır. Dünya sesiz kalırken, en sert ve anlamlı tepki ülkesinden gelmiştir.
New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ’’Egemen bir millete tek taraflı saldırmak, bir savaş eylemi ve federal ve uluslararası hukukun ihlalidir.’’ diyerek sessiz kalan korkaklara ders vermiştir.
Maduro kendi sonunu kendi hazırlamıştır. Keşke halkınla birlikte ülkeyi yönetseydin ve ekonomik olarak güçlü bir devlet olsaydın. Hem ABD karşıtı olacaksın hem de diktatör olacaksın. Hem de petrolün olacak.
Bakın Suudi Prensi ya da Kuveyt Emiri diktatörler ABD uşağı olmaları yeterli. Hatta Nobel ödülü almasını bile teklif ettiler. Bunlar beyaz sarayda ağırlanıyorlar. Maduro ülkesini iyi yönetmeyen biri olabilir. Halkı onun kararını verecektir. Sen veremezsin. Yılardır bir kuyruk acısı vardı. Neydi o;
- Maduro ABD karşıtı oldu.
- Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervine sahipti.
- Altın ve nadir toprak elementleri bakımından zengindi.
- Eski Başkan Chavez ülkesinin petrolünü sömüren ABD şirketlerini kovmuş ve petrol yataklarını millileştirmişti.
- Trump bu şirketlere sözü vardı. Dönecekler ve sömürü devam edecekti.
- Çin ile ticarete başlamıştı
- Kabadayı Tüccar Başkan hazmedemedi. Bu kaynaklar onların olmalıydı.
- Bağımsız bir devletin başkanı bir eşkıya devlet tarafından evi basılarak alındı ve ülke işgal edildi.
- Artık tüm yeraltı kaynakları onların oldu.
- Basın toplantısında biz yöneteceğiz diyor. Bu bir işgaldir.
ABD petrol ülkelerini çok önemser. Bu ülkelerde demokrasi varmış, yokmuş hiç önemli değildir. Yeter ki ABD itaati olsun. İşte petrolü olan S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar. Hep diktatör aile yönetimleri. ABD bu ülkeleri gözü gibi korur. Hatırlayın Saddam 1990 da Küveyt’i işgal etmişti. ABD anında müdahale etti ve Saddam rejimini bitirdi. Saddam 2006 yılı kurban bayramının ilk günü asılarak idam edildi.
Bir zamanlar itaat etmeyen petrol ülkeleri de elbet de vardı. Başlarına neler geldi hep biliyoruz Libya, Mısır, Irak, Suriye. Şimdi yeni yönetimleri ile onlarda itaat eder hale geldiler. İran direniyor. Venezuela tamam.
Halk dan kopuk diktatörler hem kendi sonlarını getirdiler he de ülkelerini ABD sömürgesi yaptılar. Saddam, Esad gibi.
Şimdi Maduro, halkı ile birlikte ülkeyi yönetmeyi beceremedi. Emperyalizmin kucağına attı ülkesini. Ancak ülkesinden bir eşkıya gibi kaçırılması kabul edilemez. Çıkarıldığı mahkemede ben savaş esiriyim demesi çok doğrudur.
O halde yaşanabilir bir dünya düzeni kurulması için ABD emperyalizmine karşı mücadele edilmesi gerekir. Bunun için halk iktidarlarının ülke yönetimine gelmeleri ve dünya ölçeğinde örgütlenmeleri ile mümkündür.
Bunu çok iyi gören 68 Devrimci hareketin lideri Deniz Gezmiş ve arkadaşları tarihe geçecek şekilde ABD emperyalizmi karşı çok büyük bir mücadele verdiler ve Tam Bağımsız Türkiye’yi savundular. Bu devrimci yiğitler ayrıca Suriye, Lübnan ve Ürdün’e giderek Filistin halkının devrimci örgütlerine katılmış, İsrail’e karşı savaşmışlardı. Bu gerçek vatansever devrimci gençler ABD ve onların emrinde olan darbecilerin yargısı tarafından idama mahkum edilmeleri bu halkın bir yarasıdır. Deniz Gezmiş duruşmada’’’’Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.’’
Ama bu devrimci yiğitler idam edildiler.
Atatürk ‘’Türk milleti; emperyalizmin taşeronu değil, özgür ekolojik dünyanın onurlu bir kurucusu olmalıdır. Ancak bunun yolu, düşünsel ve ekonomik bağımsızlıktan ve gerçekten halka dayalı katılımcı bir demokrasiden geçmektedir.’’ demiştir.
Ama ne yazık ki bunu başaramadık.
Venezuela petrolü ve yeraltı kaynakları çok önemliydi. Maduro gitmeliydi ve gitti. Bir dostu yokmuş. Dostum ve kardeşim diyenler de hiç gözükmediler.
Yorumlar
Kalan Karakter: