Bazı kapılar vardır…
Haritalarda bir çizgiyle gösterilir, ama aslında insanın içine çizilmiştir.
Doğu Kapı da öyle bir yer işte; demir rayların bittiği değil, hafızaların başladığı bir eşik.
Yıllarca kapalı kaldı.
Sadece bir sınır kapısı değil, iki halkın birbirine bakarken susmayı öğrendiği bir sessizlikti.
Oysa sessizlik her zaman sükûnet değildir…
Bazen korkudur, bazen öfke, bazen de anlatılamayan bir geçmişin yükü.
Kars’ın rüzgârı bilir bunu.
Taş duvarlara çarpıp geri dönen o sert rüzgâr, aslında yılların biriktirdiği sözleri taşır.
Söylenemeyenleri, yanlış bilinenleri, bilerek yanlış anlatılanları…
Bir kapı kapandığında sadece ticaret durmaz.
İnsan insana yabancılaşır.
Göz göze gelmeden büyüyen nesiller, birbirini hikâyelerden tanır;
Ve hikâyeler çoğu zaman gerçeği değil, korkuyu büyütür.
Şimdi o kapının yeniden aralanmasından söz ediliyor.
Belki trenler geçecek yeniden,
Belki bavullar taşınacak,
Belki turistler fotoğraf çekecek…
Ama asıl mesele bu değil.
Asıl mesele, bir annenin “öte taraf” dediği yerin aslında bir başka annenin evi olduğunu fark etmesi.
Bir çocuğun, düşman diye anlatılan insanların da kendisi gibi güldüğünü görmesi.
Bir insanın, yıllarca zihninde büyüttüğü duvarın aslında sadece bir gölge olduğunu anlaması.
Doğu Kapı açılırsa…
Sadece yollar kısalmaz.
Mesafeler küçülür, kalpler hafifler.
Belki her şey bir anda değişmez.
Belki önyargılar hemen yıkılmaz.
Ama bir kapı açıldığında, içeri önce umut girer.
Ve umut, en inatçı sınırları bile aşındırır.
Çünkü bazı kapılar demirden yapılmaz…
Bazıları korkudan yapılır.
Ve en zor açılan kapılar, işte onlardır.
Yorumlar
Kalan Karakter: